Falcon-9 Roketi Nasıl Dikey İniş Yapabiliyor ?

Dünya’nın dahi çocukları kim diye sorarsanız, birisi Bill Gates diğeri ise Stephen Hawking diyebilirdim. Fakat yakın gelecekte Dünya’nın en büyük dahisi sanıyorum Elon Musk olabilir. En azından bana göre kendisi Dünya’nın görüp görebileceği en dahi adam. Amacı insanlığın teknolojik olarak hayal bile edemediği şeyleri başarmak. Başlangıçta kendisini Tesla arabaları ile bilmiş olsak da kendisi aslında bir çok sektörde çalışmalarını sürdürüyor. Bunlardan en önemlisi SpaceX şirketi. SpaceX şirketi yapmış olduğu teknolojik tasarım ve geliştirmeler ile NASA’nın bile ipini çekmiş olabilir. Başlangıçta hayal olan bir teknoloji üzerine çalışmalarını sürdüren MUSK, bu hayal tasarımı başarıya ulaştırdı. Evet, hepimizin bildiği Falcon-9 roketi. Bu roket ile büyük bütçeler harcanarak uzaya gönderilen kapsülleri, uyduları, sondaları, kısacası uzaya çıkarılan her şeyi çok düşük bir ücrete götürmenin yöntemini buldu. Peki bu nasıl olabiliyor ? Falcon-9 roketi nasıl dikey iniş yapabiliyor ?

Falcon-9 Uzay Taşımacılığında Bir Dönüm Noktası

Mutlaka uzay ile alakalı araştırmalar yapmışsınızdır. Ömrünüzde bir kaç kere de fırlatılan roketleri uzaya çıkarken de izlemişsinizdir. Bu roketlerin tamamı uzaya çıktığında Dünya gezegenine geri dönemiyorlardı. Devasa bir itiş gücü ile uzaya çıkarak yakıtı bitince uzayın o çöplük denen katmanında uzay boşluğuna bırakılıyorlardı. Bu hem uzay kirliliği hem de verimlilik açısından dezavantaj sağlıyor. Bu tarz projelerin milyonlarca lira tutmasının nedeni de aslında bu roketler. Tek kullanımlık olan bu roketler, kapsülü belirli bir yörüngeye çıkardıktan sonra özelliğini kaybediyor ve roketten ayrılıyorlar. Aslında bu kadar para tutan bir şeyi kullanıp uzay çöplüğüne atıyoruz da diyebiliriz.

Zaten NASA’da bu maliyetler yüzünden uzaya kendi roketlerini tasarlayıp göndermeyi de durdurmuştu. Uzaya gitmesi gereken bir lojistik malzeme varsa, bu Ruslar tarafından sağlanan roketler ile gidiyordu. Elon Musk ise bu olaya yeni bir soluk getirmek istiyordu. Sürdürebilirlik. Sürdürülebilirlik kelimesi kulağa çok hoş geliyor olabilir. Bu tarz projelerinin para eden kısmını tekrar geri kazanmak ve maliyetleri düşürmek. İşte bu yüzden projenin başladığı yıllar öncesinden beri bir çok başarısız projeye imza attılar. Onlarca roket infilak ederek başarısız oldu. Kimisi okyanusa çakıldı, kimisi tekrar kullanılamayacak kadar zarar gördü. Herkes onların bu projede başarısız olduğunu düşünmeye başlasalar da, kendilerini sürekli geliştirerek Falcon-9 Roketinin uzayda işlerini hallettirip, Dünya’ya indirmeyi başardılar.

Elon Musk Çığır Açtı

Proje ilk başlarda dikey olarak inişi içermiyordu. Dünya atmosferine giren roket bir şekilde Dünya’ya girsin yeter şeklinde bakılıyordu olaya. Bununla alakalı bir takım çalışmalar yapsalar da başarılı olamadılar. Atmosfere girerken roket yüksek sıcaklığa maruz kalıyorsa, bunun için önlem aldılar. Bunu gidermek için çalıştılar. Denize düşerse, tuzlu suyun aşındırıcı etkisinden etkilenirse diye başka çalışma yaptılar olmadı. Bunun için yapılacak en iyi şey neydi ? Tabii ki de itici roketi tek parça halinde istenilen noktaya indirmek.

İnişi tamamlayacak en iyi şey ise roketi istenilen bir noktaya indirerek inişi tamamlamak ve roketi bir sonra ki fırlatma da tekrar kullanmak. Bunun için roketi istenilen noktaya indirecek bir teknolojiye sahip olmak gerekiyordu. Aslında bu roketi istenilen yere indirecek teknolojiyi geliştirmiş 3 kişi var bunlardan birisi Türk. Ve bu bilim insanının adını hiç bir yerde duymadık. İşte en acı olanı sanıyorum da bu. Saçma sapan kanalların, saçma sapan haber programlarında aptalca buluşlar gösterilirken bu Türk hiç bir zaman gösterilmedi.

Bu Türk bilim insanı öyle bir projede çalıştı ki NASA’nın Curiosity (rover) uzay aracının belirli bir bölgeye indirilmesi gerekiyordu. Planan bölge aşağı yukarı dairesel bir alan içerisindeydi. Bunun için ise bir yazılıma sahip olmak gerekiyordu. Bunun için çalışmalara başlayan 3 kişilik bir ekip bir yazılım tasarladılar. Tasarlayan kişiler Lars Blackmore, Dr Behçet Açıkmeşe ve Daniel P Scharf’dir. Kendileri daha önce hiç olmayan bir algoritma yazarak, bir uzay aracını planlanan bir noktaya indirebileceklerdi.

İşler iyi gitti ve yazılım tamamlandı. Curiosity adlı uzay aracı Mars üzerinde bulunan Gale kriterine indirilecekti. Yazılan algoritma o zaman ki teknoloji bakımından 20 km çapında dairesel alana inmek için tasarlanmıştı. Uzay aracı Mars’ta belirlenen bölgeye geldiğinde, Dünya’da tarihler 6 Ağustos 2012’yi gösteriyordu. Curiosity uzay aracı istenilen noktaya inmiş ve Dünya’dan inişin başarılı olduğuna dair ilk işaretler gelmişti.

Falcon-9 Roketinin Hassasiyeti

İnişin başarılı olabilmesinin ilk kuralı belirlenen noktaya başarılı bir iniş olmasıydı. Daha öncesinde böyle bir proje yapılmıştı. Yapan 3 kişilik ekipten yukarıda da bahsetmiştim. Fakat Falcon-9 roketi için 20 km çaplı bir alan çok büyük bir alan olacağı için bu projenin geliştirilerek daha hassas bir iniş sağlanması gerekiyordu. Bunun için projede çalışan ekibin üyesi Lars Blackmore SpaceX şirketinde yer alan Falcon-9 projesinde çalışmak için davet edildi. Çalışmalar büyük bir hızla devam ediyor, onlarca roket deneme yanılma yöntemi ile geliştiriliyordu. Proje başarılı olmaya başlamıştı. Artık SpaceX roketi istenilen noktaya indirebiliyordu. Bundan sonrası ise Falcon-9 roketi ile Dragon kapsülünü uzaya götürmek, itici motorları Dünya gezegenine istenilen noktaya getirmekti. Çok aşamalı olan bu proje ile yörüngeye bırakılan Drogon modülü, uluslararası uzay istasyonuna bağlanarak görevi sonlandırdı.

Falcon-9 Roketi İstenilen Noktaya Nasıl İnebilir ?

Roket diyince aklımıza gelen şey sanıyorum içerisinde yakıt bulunan koca bir tanker. Evet teknik olarak eskiden tam da bu yukarıda bahsettiğim şekilde bir tanımlama yapmak doğruydu. Fakat SpaceX ve Elon Musk ile birlikte bu çok farklı bir boyuta geldi. Eskiden devasa yakıt bidonu olan roketler, şimdi uzaya lojistik desteği veren otonom bir kamyon desek daha doğru olur. Çünkü gerçekten de kendileri otonom bir kamyon. Uzaya gidiyor, yükü bırakıyor ve geri geliyor. Teknolojinin son harikası, inanılmaz. Otonom yani sürücüsüz, kendi kendine giden, kendi kendini kontrol eden sistemler. İşte tasarlanan bu roketler de elektronik sistemler ile donatılmış. Bu elektronik bilgisayarlar, roketin ineceği noktada yer alan otonom yüzen platformlar ile her an iletişim halindeler. Çünkü projenin amacı sürdürebilirlik olduğu için, maliyetleri düşürmek ve inişin en kısa yoldan yapılması gerekmektedir.

Dünya atmosferine giren roket inişe doğru geçerken, yanlardan booster adı verilen ve gaz püskürterek istenilen yönde doğrutma işlemi sağlanıyor. Bu doğrulta işlemi rokettin içerisinde bulunan bilgisayar tarafından eş zamanlı veriler işlenerek hesaplanıyor. Roket doğrultma işlemini tamamladıktan sonra yer yüzeyine dik bir konuma geliyor ve o sırada roketin stabil inebilmesi için alt kısmında bulunan yüzgeçler açılıyor. Zaman zaman sapmalar olduğundan boosterlar yanlardan bulunan deliklerden hava püskürtülerek düzeltme işlemi yapılıyor. Yere çok yakıt bir konum kaldığında itici motorlar hesaplan veriler ışığına tekrar çalıştırılıyor ve roketi ciddi bir şekilde yavaşlatıyorlar. Bu sırada inişin yumuşak yapılabilmesi için yanlardan açılan ayaklar inişin daha yumuşak yapılmasını sağlıyor ve iniş tamamlanıyor.

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir